Gıda Güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gıda Güvenliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temiz Su İçin

29 Ocak 2009 Perşembe

Birkaç aydır damacana suların mikrobiyolojik olarak temiz olmadığıyla ilgili basında farklı haberler çıkıyor. Bu konuyla ilgili mikrobiyoloji.org bir haber yayınlamış:

Her üründe olduğu gibi kaçak ve ruhsatsız yapılan damacana su dolumlarında
sadece mikrobiyolojik değil kimyasal sorunlar da olabilir.

Bu konuda dikkatinizi çekmek istediğimiz konu; damacanalara takılan su pompaları.
Bu pompalar ortamdaki havayı suya basarak suyun akmasını sağlar. Bir diğer deyiş ile ortam havasında bulunan basil ve küf sporları bu pompa aracılığı ile suya geçer. Özellikle nemli ve yeteri kadar temiz olmayan mutfaklarda bulunan damacanalarda bu sporların suya daha fazla geçeceği açıktır. Ancak burada suçlanması gereken damacana su değil, mutfak koşullarıdır. Ayrıca eğer tam olarak sökülüp temizlenemiyorsa, su pompalarının en geç olarak yılda bir kez değiştirilmesi önerilmektedir

Dünya Gıda Günü

16 Ekim 2008 Perşembe

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) , kuruluş yıldönümü olan 16 Ekim “ Dünya Gıda Günü” olarak 27 yıldır periyodik olarak kutlanıyor.

Dünya'da kaynak yetersizliği olmamasına rağmen, mevcut kaynakların haksız dağıtımı ve gıda israfı gibi sebeplerle gıda yoksunluğu çekiliyor. Bugünün amacı da; dünyadaki açlık sorunlarının önemi hakkında kamuoyunu bilgilendirmek, kötü beslenme ve gıda güvenliği ile ulusal ve uluslararası ölçekte mücadele için dayanışmayı güçlendirmek ve farkındalığı yaratmak.

Ayrıca Blog Action Day'de de şu an yoksulluk teması işleniyor. Bu vesileyle hem bu projeye destek olmak hem de dünya Gıda Günü'nü kutlamak amacıyla, ülkemizde ve dünyamızda bu farkındalığa daha çok yaklaşacağımız sağlıklı ve kaliteli günler görmek, böylesi Dünya Gıda Günleri kutlamak dileğiyle...

Gıda Güvenliği ve Kalitesinin Denetimi ve Kontrolüne Dair Yönetmelik Yürürlükte

28 Eylül 2008 Pazar

Gıda Güvenliği ve Kalitesinin Denetimi ve Kontrolüne Dair Yönetmelik Resmi Gazete'de yürürlüğe girdi.

Gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda iş yerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin Türk gıda mevzuatına uygunluğunun denetim ve kontrol hizmetleri ile iş yeri sorumluluklarına dair usul ve esasları belirlendi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, "Gıda Güvenliği ve Kalitesinin Denetimi ve Kontrolüne Dair Yönetmeliği" Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelik, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin birincil üretim aşaması dahil olmak üzere üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında asgari teknik ve hijyenik şartları gözeterek, gıda denetim ve kontrol hizmetleri ile izlenebilirlik, iş yeri sorumluluğu ve itiraz hakkına ilişkin usul ve esasları kapsıyor.

Yönetmeliğe göre, piyasaya arz edilecek gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemeleri Türk gıda mevzuatına uygun olacak, güvenli olmayan gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemeler piyasaya arz edilmeyecek.

Herhangi bir gıdanın insan tüketimi için uygun olup olmadığının belirlenmesinde; gıdanın, yabancı maddeler ile bulaşmış veya kokuşmuş, bozulmuş, çürümüş olup olmadığına, toksin içerip içermediğine bakılacak.

Gıdanın güvenli olup olmadığının saptanması

Gıdanın güvenli olup olmadığının saptanmasında; gıdanın tüketici açısından üretim, işleme, depolama, dağıtım ve satış aşamalarının her birinde normal kullanım koşullarına uygun olup olmadığına, etiket bilgilerine ve/veya gıdanın içeriğinin sağlığa zararlı olabilecek etkilerine dair tüketiciye verilen bilgiye dikkat edilecek.

Güvenli olmayan gıda, aynı sınıf veya nitelikte bir parti, yığın veya kümenin parçası olması durumunda, ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda parti, aynı sınıf veya nitelikte bir parti, yığın veya kümenin güvenli olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmaması durumunda, tüm parti, yığın veya kümenin güvenli olmadığı var sayılacak.

Bir gıdanın mevzuat hükümlerine uygun olduğu halde, gıdanın güvenli olmadığına dair ihtimalin olması durumunda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, o gıdanın piyasaya arzına sınırlamalar getirecek uygun önlemleri alacak veya piyasadan geri toplatabilecek.

Gıda işletmelerinin denetim ve kontrolleri Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından eğitim verilerek yetkilendirilen ve adlarına kimlik kartı düzenlenen gıda kontrolörü/gıda denetçisi tarafından yapılacak.

Gıda denetim elemanları, gıda üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında yönetmelik hükümlerine uyulup uyulmadığının denetim ve kontrolünü yapacak, denetim sonuçlarını iş yeri denetim defterine işleyecek, denetim ve kontrol formu ile raporunu düzenleyecek.

İş yeri sahibi ve/veya sorumlu yöneticinin numuneye ait muayene ve analiz sonuçlarına, kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde itiraz edebilecek.

Gıda Güvenliği Pekin Deklarasyonu

6 Eylül 2008 Cumartesi

26-27 Kasım 2007 tarihlerinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin başkenti Pekin'de yapılan Uluslararası Yüksek Düzey Gıda Güvenliği Forumu "Küresel Toplumda Gıda Güvenliğini Arttırmak" konulu toplantıda oybirliği ile kabul edilmiştir. 

Güvenli ve besinsel olarak yeterli gıdaya ulaşmanın her bireyin hakkı olduğunu hatırlayarak: 

• Gıda güvenliğinin gözetimi tüketicileri gıdaların ya da gıdalarla ilişkili durumların yol açtığı biyolojik, kimyasal ve fiziksel tehlikelerin yol açtığı sağlık risklerinden koruyan temel bir halk sağlığı fonksiyonudur. 

• Gıdalarla ilgili riskler, kontrol altına alınamadığı taktirde, hastalıkların ve erken ölümlerin belli başlı nedenleri olmaları yanı sıra verimliliğin azalmasına ve ciddi ekonomik tehditlere neden olabilmektedir; • Gıda güvenliği ile önlemlerin hem ülkeler arasında hem de her ülkenin kendi içinde eşit derecede uygulanması küresel gıda güvenliğini arttıracaktır; 

• Entegre gıda güvenliği sistemleri üretimden tüketime kadar tüm gıda zinciri boyunca orataya çıkabilecek potansiyel riskleri dile getirmek için en uygun yoldur; 

• Gıda güvenliği önlemleri güvenilir bilimsel kanıtlara ve risk analizi ilkelerine dayanmalı, ticaretin önüne gereksiz engeller çıkarmamalıdır; 

• Güvenli gıda üretimi birincil olarak gıda endüstrisinin sorumluluğudur. 

• Tüketici eğitimi, evde güvenli gıda uygulamalarının geliştirilmesinde kritik öneme sahiptir; 

ve, 
• Tüketicilerle interaktif iletişim, karar alma süreçlerinde toplumsal değerlerin ve beklentilerin dikkate alındığını göstermek bakımından önemlidir. 

Bu nedenle, tüm ülkeler: 
• Üretimden tüketime tüm süreci içeren kapsamlı bir yasal çatı içinde bağımsız ve güvenilir halk sağlığı kuruluşları gibi yetkin gıda güvenliği otoriteleri kurmaya; 

• Üretimden tüketime gıda tedarikinin güvenliğini garantilemek için risk analizine dayanan Codex Alimentarius Komisyonu ve diğer ilgili uluslar arası standart koyan kuruluşların rehberliği ile uyumlu olarak saydam düzenlemeler ve başka önlemler geliştirmeye; 

• Mümkün olan yerlerde, HACCP sistemi gibi risk-tabanlı metotları kullanarak gıda güvenliği mevzuatını yeterli ve etkili biçimde güçlendirmeye;

• Gıda kaynaklı hastalıkların prevalansı ve ortaya çıkması ile gıda tedarik zincirindeki tehlikeler hakkında hızlı ve güvenilir bilgi almak için insan ve gıda elde edilen hayvan hastalıkları surveyans sistemleri ile bağlantılı gıda ve total diyet izleme programları geliştirin; 

• Endüstri ile birlikte, izleme ve geri toplama sistemleri de dahil olmak üzere, gıda güvenliği kazalarını hızla belirleyecek, inceleyecek ve kontrol altına alacak ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü (IHR) (2005) kapsamına girenleri Uluslararası Gıda Güvenliği Otoriteleri Ağı (INFOSAN) ve Ulusal IHR Odak Noktası aracılıyla DSÖ'ye haber vermek için işlemler geliştirmeye; 

• Eğitim ve ilgili diğer konular da dahil olmak üzere, gıda güvenliği politikalarını ve önceliklerini belirlerken, uygularken ve denetlerken, tüketicilerle, gıda endüstrisiyle ve diğer paydaşlarla etkili iletişim ve danışma gerçekleştirmeye; 

ve, 
• Gıda güvenliği kapasitelerinin, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasında ve gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarında etkili işbirliği yoluyla güçlendirilmesini hızlandırarak "herkes için güvenli gıda" hedefini desteklemeye teşvik edilmelidir. 

Avustralya delegasyonu görüşmeler seçimlerin hemen arkasından yapıldığı için Avustralya Hükümeti adına konuşamamıştır. 

2 Dünya Beslenme Deklarasyonu (1992) FAO/DSÖ Uluslararası Beslenme Konferansı, Roma 

*Yazı Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nce Türkçe'ye çevrilmiş ve oradan alıntılanmıştır.

Çiftçiye Kimyasal Bildirim Zorunluluğu Geliyor

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Pek çok kişiden duyulan adeta şehir efsanesi gibi yayılan bir konu da, yurtdışına ihraç edilen ürünlerin güvenli çiftçi projesi adı altında kontrol edilirken içeride satılan ürünlerde bir başıboşluk olduğudur. Hürriyet, Tarım Bakanlığı'nda bu kontrolün olup olmadığını bu işten birinci derecede sorumlu olan Koruma Kontrol Birimi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ahmet Aslan'a sormuş:

'Yeni yönetmelik sayesinde, çiftçiler tüm kullandıkları tarım kimyasallarını il ve ilçe teşkilatlarına bildirecek. Böylece, çiftçilerin kullanacakları tüm kimyasalları kontrol altına alacağız. Ancak, çiftçileri sadece verdikleri liste ve vicdanları ile de baş başa bırakmayacağız. Sürekli tarlada ve ürünleri üzerinde yerel teşkilatlarımızla çapraz kontrollerle bu beyanların doğruluklarını ve kanserojen madde içerip içermediğini test edeceğiz. Bunlara uymayanlara da ağır cezai yaptırımlar uygulayacağız.'

Aynı haberde Osman Müftüoğlu
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, kimyasallı ürünlerden nasıl korunulması ve neler yapılması gerektiğini de anlatmış:

- Çok ciddi bir yönetmeliğe ihtiyacımız var. Çok ciddi kontrol yapmalıyız.

- Kontrol merkezlerinin kurulması gerekiyor

- Ürünler tüketiciye ulaşırken daha ciddi uyarılar yapılmalı

- Bütün yiyecek ve içecekleri mümkün olduğu kadar yıkamalı veya imkan varsa fırçalamalıyız. Bir süre suda bekletmeli, kabuklu olarak yememeliyiz.

- İmkanı olanlar için kimyasalları temizleyen solüsyonlar kullanılmalı.

Bakanlığın Gıda Raporu Açıklandı

3 Mart 2008 Pazartesi

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ''çiftlikten sofraya gıda güvenliği'' kapsamında 2007 yılında yürütülen izleme ve denetim sonuçlarını açıkladı.

Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen denetim ve izleme çalışmalarının sonucuna göre, gıdalarda en fazla olumsuzluk, çiğ süt, peynir ve hazır yemek sektöründe yaşanıyor.

Somatik hücre ve bakteri açısından çiğ sütte yaşanan sorun devam ederken, Türkiye'nin pestisit kalıntısı açısından AB'den daha iyi düzeyde olduğu belirlendi. AB'de yüzde 6 civarında olduğu kaydedilen pestisit kalıntı oranı, geçen yıl Türkiye'de yüzde 1,72 düzeyinde belirlendi.

Bakanlığın elemanları tarafından yürütülen rutin denetimler dışında, ''izleme ve denetim programı'' kapsamında, 2004 yılından beri, firmanın haberi olmadan, piyasadan alınan ürünler üzerinden analiz yapılıyor. Olumsuz sonuçlar çıkması halinde firmaya mevzuattaki cezalar uygulanıyor.

Bakanlık verilerine göre, geçen yıl, ''pestisit kalıntı denetim ve izleme programı'' kapsamında, bezelye, biber, buğday, çilek, domates, ekmek, elma, erik, greyfurt, havuç, hıyar, kabak, karnabahar, taze soğan, fasulye, kavun, kayısı, kiraz, limon, mandalina, marul, muz, patates, patlıcan, pirinç, portakal, portakal suyu, üzüm, bebek mamasından alınan toplam 15 bin 921 numunede pestisit analizi yapıldı. Analizlerde, 15 bin 647 örnekteki ilaç kalıntısı limitlerin altında çıkarken, 274 üründe limitlerin üzerinde ilaç kalıntısı belirlendi.

Yetkililer, pestisit açısından Türkiye'nin oldukça iyi duruma geldiğini, bu nedenle AB'nin sevze-meyve ithalatında önceden 100 partiden 10'unu analiz ederken, analiz sayısını 100'den 5'e düşürdüğünü söyledi.
Fındıkta da pestisit kalıntısı konusunda 91 örnek alınırken, hiçbir örnekte limitin üzerinde pestisit çıkmadı.

Fındık, yer fıstığı, Antep fıstığı, ceviz ve kuru incirde aflatoksin denetimi için bin 292 örnek alınırken, 50 örnekte limitin üzerinde aflatoksin belirlendi.

Kuru üzümde alınan 214 örnekten 2'sinde ise okratoksin bulundu.
Kuru kayısıda kükürt denetimi için 429 örnek alınırken, 86 örnekte limitin üzerinde kükürt olduğu ortaya çıktı.

-SÜTTE SORUN DEVAM EDİYOR-

İzleme programı, sütte, somatik hücre ve bakteri açısından sorunun devam ettiğini gösterdi. Normalde 40 bin civarında olması gereken sütteki somatik hücre ve bakteri sayısının, hayvan hastalıkları nedeniyle Türkiye'de milyona çıktığı da oluyor. Türkiye'de süt üretiminin yıllık 11-12 milyon tona çıkmasına karşın, bunun 3-4 milyon tonunun mikrobiyolojik kriterlere uygun olduğu tahmin ediliyor. Mikrobiyolojik kriterlere uygun süt üretimi için hayvan hastalıkları ile mücadele edilmesi ve antibiyotik kullanılan hayvanların sütlerinin tüketime sunulmaması gerekiyor.
Türkiye'nin AB'ye üye olabilmesi açısından, hayvan hastalıklarının minimum düzeye indirilmesi için AB ile ortak, şap ve kuduz başta olmak üzere birçok proje uygulanıyor. Yetkililer, mikrobiyolojik kriterler açısından sokak sütlerinin çok daha kötü durumda olduğunu belirtirken, tüketicileri, bu sütü tüketmemeleri konusunda uyarıyorlar.

Verilere göre, geçen yıl, 55 süt örneğinde canlı bakteri ve somatik hücre analizi yapılırken, 36 örnekteki bakteri ve somatik hücre sayısı mevzuatın üzerinde çıktı. 19 örnek ise mevzuatına uygun çıktı.

Sütteki olumsuzluk peynire de yansıdı. Geçen yıl alınan 794 peynir örneğinden 7'sinde ''salmonella spp'', 35'inde ''staphylococcus aureus'', 789 peynir örneğinden 106'sında ''escherichia coli'', 702 peynir örneğinden 6'sında ''listeria monocytogenes'' bakterileri belirlendi.

-HAZIR YEMEK SEKTÖRÜ-

Hazır günlük yemekler ve mezeler üzerinde yapılan analizlerde ise olumsuzluk oranı yüzde 2,6- 8,7 arasında belirlendi. Hazır yemek ve meze ürünlerinden 540 örnekte yapılan analizlerde, 47 örnekte 'escherichia coli' virüsü, 20 örnekte 'bacillus cereus' virüsü bulundu. 535 örnekten 14'ünde 'staphylococcus aereus' virüsü bulunurken, hiçbir örnekte, 'clostridium perfringens' ve 'salmonella spp'' virüsüne rastlanmadı.

Sıvı yağlarda poli aromatik hidrokarbonlar, benzo(a) piren denetimi konusunda 79 örnek alınırken, hiçbir yağda bu kimyasalların bulunmadığı belirlendi.

Buğday ununda benzoil peroksit denetimi amacıyla 147 örnek alınırken, hiçbir örnekte bu kimyasal olmadığı ortaya çıktı.

-ETTE DOMUZ ETİ YOK, ALKOLSÜZ İÇECEKLERDE ALKOL YOK-

Et ve et ürünlerinde taklit ve tağşiş amaçlı domuz etine yönelik olarak 17 örnek üzerinde yapılan analizde, hiçbir örnekte domuz eti belirlenmedi.

Tavuk eti denetim programı kapsamında 364 örnek alınırken, bu örneklerden 9'unda 'aerobik mezofilik bakteri', 10'unda 'escherichia coli' virüsü, 5'inde 'staphylococcus aerus' virüsü, 16'sında da 'salmonella spp'' virüsü bulundu.

Gazoz, meyve suyu gibi alkolsüz içeceklerde etil alkol denetimi için 45 örnek alındı ve bu ürünlerde hiç etil alkol olmadığı belirlendi.
İyotlu tuzlarda iyot kontrolü için alınan 6048 örnekten 44'ünde limitin üzerinde veya altında iyot tespit edildi.

Geçen yıl kurşun analizi için 87 üzüm örneği alınırken, sadece bir örnekte limitin üzerinde kurşun bulundu. Toplam 98 elma suyu örneğinden 3'ünde limitin üzerinde patulin belirlendi.

Ispanak ve marulda nitrat denetimi için 494 örnek alınırken, 5 örnekte limitin üzerinde nitrat bulundu.

-KIRMIZI PUL BİBERDE SUDAN BOYASI DENETİMİ-

Kırmızı toz ve pul biberde sudan boyası denetimi kapsamında geçen yıl 504 örnek alınırken, 20 örnekte sudan boyası bulundu. Geçen yıl alınan 472 kırmızı toz ve pul biber örneğinden 57'sinde limitlerin üzerinde aflatoksin, 47'sinde de limitlerin üzerinde aflatoksin B1 tespit edildi.
Toplam 453 kırmızı toz ve pul biber örneğinde yapılan mikrobiyolojik analizlerde ise 2 örnekte 'salmonella spp' virüsü, 3 örnekte 'bacillus cereus' virüsü, 3 örnekte 'clostridium perfringens' virüsü olduğu ortaya çıktı.

-GEÇEN YIL 334 BİN 670 DENETİM YAPILDI-

Bakanlığın 81 il müdürlüğü tarafından, 5179 sayılı ''Gıdaların, Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair KHK’nın Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'' gereği rutin gıda denetimi yapılırken, buna ilave olarak, bakanlıkça ''ürün'' ve ''risk'' bazında ve gıda maddesinin taşıdığı riskle orantılı olarak hazırlanan yıllık denetim ve izleme programları gereği de gıda zincirinin her aşamasında denetimler yürütülüyor.

Geçen yıl 27 farklı ürün ve risk bazında Denetim ve İzleme Programı uygulanırken, bu yıl risk bazında 36 üründe denetim programı, 11 üründe izleme programı, 61 üründe pestisit kalıntı denetim programı, 19 üründe aflatoksin denetim programı, 12 değişik ürün sınıfında etiket denetim ve kontrol programı uygulamaya konuldu.

Geçen yıl il müdürlükleri tarafından yürütülen rutin denetimler kapsamında, gıda üretim yeri, satış yeri ve toplum tüketim yerlerinde toplam 334 bin 670 denetim yapılırken, denetimler sonucunda 6 bin 49 firma veya kişiye idari para ceza uygulandı, 586 kişi veya firma hakkında da savcılıklara suç duyurusunda bulunuldu.

Denetimlerin 91 bin 663'ü üretim yerlerinde, 166 bin 178'i satış yerlerinde, 76 bin 829'u da toplu tüketim yerlerinde yapıldı.

Kaynak: AA

EFSA: Kopya Hayvanların Etleri Tüketilebilir

18 Ocak 2008 Cuma


Klonlanmış hayvanlardan elde edilen et ve sütün market raflarında yerini almasına bir adım daha yaklaşıldı. AB Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) klonlanmış hayvanlardan elde edilen ürünlerin güvenli olduğunu açıkladı.


Hayvan kopyalama ilk kez 1997'de dünyanın gündemine girerek büyük şaşkınlık yaratmıştı. Kopyalanan ilk canlı da Dolly adlı bir koyundu. Dolly'nin ardından onlarca ülkede yüzlerce hayvan kopyalandı. Dünyadaki bu gelişmelerin ardından, 2007 Kasım ayında Türkiye'nin ilk kopya koyunu "Oyalı" doğdu. Oyalı'nın doğumundan bir hafta sonra da "Zarife" adı verilen ikinci kopya koyun geldi.

Hayvan kopyalama Türkiye ve tüm dünyanın gündemini meşgul ederken, kopya hayvanlardan elde edilen hayvansal ürünlerin tüketilip tüketilemeyeceği de ayrı bir tartışma konusuydu. Bu konuyla ilgili son açıklama Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Ajansı'ndan (EFSA) geldi. EFSA tarafından yapılan açıklamada, kopya hayvanlardan elde edilen et ve süt ürünlerinin tüketiminde herhangi bir sakınca olmadığı belirtildi. EFSA'nın bu raporunun Avrupa Birliği'nin (AB) klonlanmış hayvanların beslenme zincirine girmesine izin verip vermemesi konusunda yeni bir tartışma başlatması bekleniyor.

EFSA onay verdi

2007 Mart ayında Avrupa Komisyonu EFSA'dan klonlanmış hayvanları gıda güvenliği, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve çevre açısından değerlendiren ayrıntılı bir rapor hazırlamalarını istedi. EFSA tarafından hazırlanan 47 sayfalık raporla ilgili ilk açıklamalar www.efsa.eu sitesinde yer aldı. Bu açıklamalarda kopya hayvanlarla doğal yollardan doğan hayvanlar arasında gıda güvenliği ve elde edilen ürünler açısından herhangi bir fark olmadığı belirtildi. Bununla birlikte eldeki verilerin sınırlı olduğuna ve her şeye rağmen bilim insanları ve tüketici gruplarına danışmak gerektiğine dikkat çekildi.

Birçok tüketici ve dindar grup, kopyalamanın biyolojiye zarar vereceğini öne sürüp kopyalamaya karşı çıkarken; bilim adamları ise teknoloji vasıtasıyla kopya hayvanlardan daha fazla verim elde edileceğini savunuyorlar. Bilim adamları ayrıca kopya hayvanların güvenli olduğunu ve zamanla hastalıklara karşı daha dayanıklı hayvanlar elde edilebileceğini belirtiyorlar.

Konsültasyon süreci başladı

EFSA 25 Şubat'a kadar devam edecek konsültasyon sürecini başlatırken, mayıs ayında da nihai karar verilecek. Avrupa Komisyonu etik komitesi de bu hafta içerisinde konuyla ilgili görüşlerin belirtildiği bir rapor yayınlayacak. Avrupa Birliği Sağlık Komiseri Markos Kyprianou konuya büyük önem verdiklerini belirterek, "Gıda güvenliği bizim için çok önemli. Bu yüzden öncelikle konsültasyon sürecinin nasıl sonuçlanacağını beklemeliyiz. Ardından da 27 AB ülkesini kapsayan geniş kapsamlı bir kamuoyu araştırması yaparak bir sonuca varırız" dedi. Avrupa Komisyonu yetkililerinden biri yaptığı açıklamada, EFSA'nın kararı AB tarafından da onaylanırsa önümüzdeki birkaç yıl içerisinde AB ülkelerindeki süpermarketlerde kopya hayvanlardan elde edilen ürünlerin satılacağını kaydetti.

Geçen yıl Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) klonlanmış sığır, domuz ve keçilerden elde edilen ürünlere onay vererek, AB'nin de bu konuda bir an önce harekete geçmesini istemişti. Bugüne kadar ABD'de yüzlerce hayvan klonlanırken Avrupa Komisyonu da klonlamanın AB ülkelerinde de gelişeceğine inanıyor. İngiltere ve Almanya'nın klonlanmış hayvansal ürünlerin AB ülkelerinde satılması için baskı yaptıklarını belirten bir komisyon yetkilisi, Londra'nın klonlanmış bir döl ithal ettiğini doğruladı. Tüketiciler EFSA'nın kararı ne olursa olsun, klonlanmış ürünler konusunda daha fazla ikna edilmek istiyorlar. Yapılan bazı anket sonuçlarına göre, insanlar klonlamış hayvan ürünleri tüketimine henüz pek sıcak bakmıyor. ABD'nin önde gelen süt ürünleri üreticisi ve distribütörü Dean Foods, geçen ay müşteri hassasiyetini göz önünde bulundurarak klonlanmış hayvanlardan elde edilmiş sütü satmayacaklarını bildirdi.

Sokak Sütü Sağlıklıdır Uydurması

17 Ocak 2008 Perşembe

BASININ VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE!
SAĞLIK RİSKİ TAŞIYAN SOKAK SÜTÜNÜ ÖNEREN ZİHNİYETİ KINIYORUZ!

Pastörizasyon ve sterilizasyon işlemi uygulanmış sütlerle ilgili olarak bir süredir internet üzerinden dolaşan yanıltıcı ve bilimsel doğruluktan uzak bir açıklamanın basında da yer aldığını üzülerek gözlemliyoruz. Açıklamayı kaleme alan kişinin bir tıp profesörü olması ise ayrı bir talihsizliktir.

Pastörizasyon ve sterilizasyon işlemleri, sütün bozulmasına neden olan ve çiğ sütten insana geçerek insan sağlığına olumsuz etkilerde bulunacak mikroorganizmaların yok edilmesi hedefi ile gerçekleştirilen işlemlerdir. Uygulanan ısıl teknolojiler değerli bilim adamlarınca “minimum risk, maksimum fayda” prensibi ile geliştirilmiş, tüm dünya ülkelerinde güvenli bir biçimde çok uzun yıllardır uygulanan teknolojilerdir. Bu yolla tüketicilerin sağlığı riske atılmadan, ürünler en az kayıpla işlenmektedir. Bu aşamada hiçbir kimyasal koruyucu kullanılmamaktadır. Bu açıklamalar ile pastörizasyon ve sterilizasyon teknolojileri hakkında tüketiciler üzerinde yanıltıcı bir biçimde olumsuz izlenim yaratılıp; sokak sütü satın alınması teşvik edilmekte ve bir yandan sağlık risklerine gebe olan, diğer yandan besin değeri açısından büyük kayıplara yol açan kaynatma işlemi önerilmektedir. Sokak sütçülüğü ülkemizde sağlık riskleri nedeni ile 1930’da yasaklanmış bir satış biçimidir.

İnsan sağlığı ve gelişiminde hayati rolü olan; doğanın tüm memelilere ilk olarak sunduğu bir gıda maddesinin tüketimini arttırmak yönünde çalışmalar yapılırken, bir bilim adamının tüketicileri yanıltan ve yanlışa sürükleyen bu açıklamasını kınıyoruz. Tüketicilerimizden, konunun uzmanlarınca yapılan açıklamalara inanmalarını, değerli bilim adamlarımızdan da yetkin olmadıkları konularda açıklama yapmamalarını talep ediyoruz.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
R. Petek ATAMAN
Yönetim Kurulu Başkanı

Kurban Bayramı'nda Beslenme

15 Aralık 2007 Cumartesi


Kurban bayramının yaklaştığı bu günlerde, kurban seçimine dikkat edildiği kadar et tüketimine de dikkat edilmesi gerekiyor. Etle birlikte özellikle C vitamini yönünden zengin yiyecekler tüketilmesi sağlık açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca bayram boyunca et tüketiminde aşırıya kaçılmaması da gerekiyor.

Kırmızı et protein, mineral ve bazı vitaminler yönünden oldukça zengindir; fakat kişiden kişiye değişen miktarlarda da olsa kolesterol ve doymuş yağlar açısından risk oluşturan bir gıdadır. Ayrıca etler taze olduğu için sindirimi de zor olacaktır.


Etlerin çok yağlı kısımları tüketilmemeli, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Kurbanlık hayvanların sakatatları da kolesterol ve yağ miktarı açısından yüksektir.

Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk meydana getirir. Bu sebeple taze kesilen etler en az 1 gece bekletilmelidir. Bekleyen etlerin haşlamayla ya da ızgarayla pişirilmesi daha sağlıklı bir yol olur.

Etlerin hepsi hemen tüketilemeyeceğinden saklama koşullarına mutlaka dikkat edilmelidir. Etler büyük parçalar halinde buzlukta saklanmalı ve tüketileceği zaman buzluktan alt rafa indirilerek çözülmelidir. Alt rafta ise 1 günden fazla bekletilmemelidir.

Ailemi Seviyorum

30 Kasım 2007 Cuma


Ailemi Seviyorum Aytaç'ın hazırladığı bir sosyal sorumluluk projesi. Sitede; Gıda Güvenliği ve Uzmanların yazılarının olduğu, Beslenme ve Pratik bilgilerin bulunduğu oldukça faydalı bölümler mevcut. Ayrıca eğlenerek öğrenelim başlığı altında "Buzdolabı Dünyası", "Besinlerim Nerde?" ve "Sağlıklı Burger" gibi eğlenceli oyunlar da var.

Geçen yaz Aytaç'ta çalıştım. Ben de Aytaç'ı seviyorum. (:

Yumurtalı Gıdaların Tüketimi

27 Kasım 2007 Salı


Kuş gribi vakalarının olduğu dönemlerde bir panik hali yaşayan halk sürekli tükettikleri yumurtalarını iyi pişirmeleri konusunda uyarılmıştı.

Besleyici değeri en yüksek gıdalardan biri olan yumurta kesinlikle çiğ ya da az pişmiş yenmemelidir. Hem şatış aşamasında ve hem de evde muhafazası sırasında mutlaka buzdolabında saklanmalıdır.


Dondurma, mayonez ve bazı tatlıların evde yapımında çiğ yumurtanın kullanılması, bu gıdaların taşıdığı Salmonella riski nedeniyle evde yapılmamalıdır. Bu tür besinler endüstriyel boyutta pastörize yumurtadan yapıldığı için bu risk asgariye inmektedir ve güvenlidir.

Çocukken çok eğlendiğim birşey de annem kek ve kurabiye yaparken kabın dibinde kalan hamurun tadına bakmaktı. Genelde bütün çocukların en sevdiği şeylerden birisidir bu, fakat bu ürünlerin içinde de pişmemiş yumurta olduğu için, bunların tüketimi de yine bir risk faktörüdür.

İstiridye ve Çiğ Etler

18 Kasım 2007 Pazar

Geçtiğimiz günlerde ABD'de çiğ istiridye yiyen 52 yaşında bir kadının Vibrio vulnificus kaynaklı bir mikroorganizma hasebiyle zehirlenerek öldüğü rapor edilmişti. Enteresan olansa, bu kişinin daha önceden de çiğ istiridye yemesi ve bu defasında bir restoranda bir tabak çiğ istiridyeyi bir arkadaşı ile paylaşmış olması.

Vibrio vulnificus, gıda kaynaklı hastalık etmenleri arasında ön sırada yer almaz. Sağlıklı insanlarda kusma, ishal ve karın ağrısına neden olurken, özellikle bağışıklık sisteminde yetersizlik olan kişilerde kana karışabilir ve bu durumda %50 ölüme neden olabilir. Ayrıca açık yarası olan kişilere doğrudan kan yolu ile hastalığa neden olur.

Burada asıl dikkat çekici konu ise, pişmemiş hayvansal ürünlerden olabildiğince uzak durmak gerektiğidir. Kayıtlara bile doğru dürüst geçmeyen bakteriler ölüme neden olabilmektedir. Patojenlerin ne zaman nasıl bir etki yapacağı hiç belli olmaz. Benzer şekilde; hangi çiğ gıdada, hangi patojenin, hangi düzeyde olduğu da bilinemez.

Kaynak: mikrobiyoloji

Balıkla Yoğurt Yenir mi?

15 Kasım 2007 Perşembe

Genel olarak halk arasında balıkla birlikte yoğurt yenildiğinde zehirlenme yaptığı görüşü vardır. Büyüklerimizin "Balıkla yoğurt yenmez" dogmaları, balığın taze olduğu durumlar için geçerli değil. Eğer balık tazeyse süt ürünleriyle tüketilmesinde hiç bir sakınca yok.

Ekolojik olarak temiz sulardan avlanan balık, tazeyken uygun şekilde pişirilip yoğurtla birlikte yenildiği zaman zehirlenme yapmaz.

Balık, şayet tropik bir çeşittense bunlardan zehirlenme riski, mikrobiyolojik toksinlerden kaynaklandığı için çok tehlikelidir. Fakat ülkemizde bu tip zehirlenme vakaları pek görülmüyor.

Balıkta bir başka zehirlenme riski var ki o da, bir biyolojen amin olan histaminden kaynaklanır. Sıklıkla görülen zehirlenmeler ise bundandır. Histamin balığın kalite düzeyiyle de birebir ilişkilidir ve bayat balıkta artış gösterir. Yakalandıktan sonra hızlıca soğutulmayan balıkta histamin artışı görülür ve siz bu şekilde beklemiş balığı tükettiğinizde histamin vücudunuzda alerjik reaksiyonlara ve beraberinde olumsuz etkilere, zehirlenmelere yol açabilir.

Yoğurtta da histamin adlı madde bulunur. Taze olmayan balıkla birlikte yoğurt tüketilmesi histamin artışına neden olacağı için tavsiye edilmez. Ancak burada önemli olan balığın tazelik derecesidir. Bu nedenlerden dolayı eğer balığınızın tazeliğine ve uygun yerlerden avlanıldığına güveniyorsanız balıkla birlikte, süt, yoğurt veya peynir tüketmenizin herhangi bir sakıncası olmayacaktır. Ancak bu besinlerden birisine özel bir alerjik hassasiyeti olan kişi için durum farklıdır.

Zehirlenmenin en belirgin belirtileri bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi ve uyuşukluktur. Kişi üşümese bile kendini üşüyormuş gibi hissedebilir. Zehirlenme semptomları, balığı yedikten yaklaşık 20 - 30 dakika içerisinde başlayabilir.

Kurbanlıklar Hormonla Besleniyor

14 Kasım 2007 Çarşamba

İnsan sağlığını tehdit etmesine rağmen sebze ve meyvelerde sıkça kullanılan hormon, bu kez kurbanlıklarla gündemde. Hayvanların aşırı kilo almasını isteyen bazı besiciler, Ralgro ve Synovex isimli yasadışı ilaçlara yöneldi. Bunlar kansere davetiye çıkarıyor.

Kurban Bayramı'nın yaklaşmasını fırsat bilen bazı besiciler, hayvanların kısa zamanda aşırı kilo almasını sağlayan yasadışı ilaçlara yöneldi. Hormon vazifesi gören Ralgro ve Synovex isimli ilaçlar, kiloyu yüzde 15 artırıyor. Bunun son örneği Ankara'da yaşanmıştı. İhbar üzerine bir çiftliğe baskın yapan emniyet güçleri, ilaçları hayvanlara enjekte eden bir şebekeyi suçüstü yakaladı. Çiftlik sahibi, veteriner ve teknisyenden oluşan ekip, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Söz konusu şahısların ev ve işyerlerinde yapılan aramada, 750 adet yasadışı ilaç ele geçirildi. Kansere zemin hazırladıkları için Avrupa'da 15 yıl önce yasaklanan bu ilaçlar, eti tüketen kişilerin hormonal yapısını bozuyor, kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına sebebiyet veriyor. Prostat ve meme kanserine davetiye çıkardığı gibi, erkeklerde kadınsı davranışların artmasına yol açıyor.

Dişilik hormonu östrojen içeren Ralgro ve Synovex, ithalatı, imalatı ve kullanılması 1992 yılında yasaklanmasına rağmen çok kolay bulunabiliyor. İlaç depolarından bile alınabiliyor. Tabanca benzeri bir cihazla hayvanın kulak arkasına enjekte edilmesi sebebiyle besiciler arasında 'kulak arkası' olarak isimlendiriliyor. Doğrudan beyni etkilediği için hayvan adeta bilinç kaybına uğruyor ve doyma hissini kaybediyor. Veteriner Atakan Şener, hormon içerikli ilaçların alenen kullanıldığını belirtiyor. Zira herhangi bir yaptırımı yok. Uzmanlar kurbanlık alırken şu hususlara dikkat edilmesini öneriyor: "Hayvanların veteriner kontrolünden geçip geçmediğine bakın. Küpe numaraları ile sağlık raporlarını karşılaştırın."

Kullanımı yasak olan hormon ilaçları bazı veterinerlerce üretiliyor. Veteriner Atakan Şener, bu tür ilaçların kullanımının bir iki yıl öncesine göre azaldığını belirtiyor. Şener, isteyen herkesin ilacı temin edebildiğini kaydediyor. İzmir Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Genel Sekreteri Hidayet Petin ise Avrupa Birliği ülkelerinde kullanımı yasak olan bu ilaçların, İç Anadolu Bölgesi'nde yoğun olarak kullanıldığını duyduklarını ifade ediyor. Ralgro isimli ilacın Bulgaristan'dan kaçak getirildiğini belirten Petin, bunun kullanımının 1992 yılında yasaklandığını dile getiriyor. Ralgro'yu 1987 ile 1992 arasında kendisinin de kullandığını belirten Petin, "İlaç hayvana, ağırlığının yüzde 15-20'si kadar kilo aldırıyor. İlacı yaptığım dönemde hayvandaki farklılığı görüyorduk; kof bir şişmeyle deve gibi oluyordu." diyor. Petin, Ralgro, verildiği hayvanın etini yiyen insanlarda da aynı etkiyi yaptığını savunuyor. Petin, "Bu ilacı yaptığınız zaman hayvanı dişileştiriyorsunuz. Hayvan bir süre sonra eski haline dönmüyor ki ilacın etkisi geçmiş olsun." ifadesini kullanıyor. Konya Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Gürbüz de, "Kullanıldığına dair duyumlar alıyoruz. Ancak ben kendim görmedim." şeklinde konuşuyor. Gürbüz, bu ilaçların yapıldığı hayvanların 60 günden önce kesilmemesi gerektiğine vurgu yapıyor. İzmir Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğü'nde veteriner hekim olan Bayram Sertkaya ise bu ilaçların kullanımıyla ilgili kendilerine bir duyumun gelmediğini söylüyor.

Besi hayvancılığı yapan çiftlik sahipleri ise kesinlikle ilaç kullanmadıklarını savunuyor. Afyon'da faaliyet gösteren Avşar Tarım Hayvancılık AŞ yöneticisi Kamil Tabak, Afyon'un etiyle meşhur olduğunu, ama şimdiye kadar hiçbir üreticinin bu yöne başvurmadığının altını çiziyor.

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İrfan Erol, hayvanların büyümesini artırmak için sentetik hormonlar kullanılmasının AB ülkelerinde yasak olduğunu vurguluyor. Erol, ilaçların usulüne uygun kullanılmaması durumunda hayvanın etinde bırakacağı kalıntı ile insanlara geçebileceğine dikkat çekiyor. Erol'a göre, hormon çocukların erken buluğ çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler gösteriyor. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebiliyor.
Kaynak: Zaman/Ali Rıza Karasu - Mustafa Yüksel

Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdalarında Yeni Düzenleme

7 Kasım 2007 Çarşamba

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bebek ve küçük çocukların beslenmesinde ek olarak kullanılan, işlenmiş tahıl bazlı olan ve tahıl bazlı olmayan ek gıdaların tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretim, hazırlama, işleme, muhafaza, depolama, taşıma ve pazarlamasını sağlamak üzere bu ürünlerin özelliklerini belirlemeye yönelik bir tebliğ hazırladı.

Bakanlığın söz konusu tebliği, Resmi Gazete'nin 1 Kasım'da yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Sağlıklı bebek ve küçük çocukların beslenmesinde ek gıda olarak kullanılan işlenmiş tahıl bazlı olan ve tahıl bazlı olmayan ek gıdaları kapsayan tebliğe göre, işlenmiş tahıl bazlı ek gıdaların enerjisi 0,8 kcal/g'dan az olmayacak.

Tahıllar, baklagiller, kök veya gövdelerinde nişasta içeren bitkilerin miktarı, ağırlık baz alındığında son karışımın kuru ağırlığının yüzde 25'inden az olmayacak. Tahıl bazlı olmayan ek gıdalarda et, kümes hayvanları, balık veya diğer geleneksel protein kaynağı toplamı ürün ağırlığının yüzde 40'ından az olmayacak.

Toplam karbonhidrat içeriği, sebze suları ve sebze bazlı içeceklerde en fazla 10g/100ml, meyve suları, nektarları ve meyve bazlı içeceklerde 15g/100ml, meyve püre veya pulplarında 20g/100g, tatlı ve pudinglerde 25g/100g, diğer süt bazlı olmayan içeceklerde 5g/100g olacak.

Bir meyve suyunda nektarında veya sebze suyunda son üründeki C vitamini içeriği, 25 mg/100g'dan az olmayacak.

Tebliğ kapsamında yer alan ürünler, kabul görmüş bilimsel veriler ışığında bebek ve küçük çocukların beslenmesinde kullanılması uygun olan bileşenlerden üretilmiş olacak.

Bu ürünlere, yalnızca vitaminler, minareller, iz elementler ile amino asitler ilave edilebilecek. Ürünler, bebek ve küçük çocukların sağlığına zarar verecek miktarda herhangi bir madde içermeyecek. Ürünlerde her bir pestisit kalıntı seviyesi 0,01 mg/kg'ı aşmayacak.

Ambalaj

Ambalajın aynı yüzünde, ürünün özellikleri, yapısı ve bileşimi itibariyle hangi aydan itibaren kullanılacağı marka ve ürün ismiyle birlikte beyan edilecek. Beyan edilen ay, 4 aydan az olmayacak.

Ambalajlarda, "Bu ürün ilgili sağlık profesyonelinin tavsiyesi ile kullanılmalıdır" ifadesi, 6'ncı aydan önce kullanılan ürünlerde "gluten içerir" veya "gluten içermez" ifadesi yer alacak.

Ürünün satıldığı biçimiyle 100 g veya 100 mL'sinin ve gerektiğinde tüketime hazır hale getirilmiş bir porsiyon ürünün içerdiği yararlanılabilen enerjinin kcal ve kJ olarak miktarı, protein, yağ ve karbonhidrat içeriği, mineral ve vitaminin ortalama miktarları ile kullanım talimatı ile ilgili bilgiler ürün ambalajında bulunacak.

Tebliğ hükümlerine uymayan gıdalar, bebek ve küçük çocuk ek gıdaları olarak satışa sunulamayacak veya tanıtılamayacak.

Bu ürünleri üreten ve satan iş yerleri; tescil ve izin, ithalat işlemleri, kontrol ve denetim sırasında Tebliğ hükümlerine uyacaklar. Bunlara uymayan iş yerleri hakkında ilgili kanun hükümlerine göre yasal işlem yapılacak. Halen faaliyet gösteren ve bu Tebliğ kapsamında yer alan ürünleri üreten ve satan iş yerleri, 1 yıl içinde Tebliğ hükümlerine uyacaklar.

Söz konusu tebliğin yürürlüğe girmesiyle daha önce yayımlanan, "Türk Gıda Kodeksi Bebek ve Küçük Çocuk Ek Besinleri Tebliği" yürürlükten kaldırıldı.

Kaynak : Dünya Gazetesi Ekonomi Haberleri

Konserve ve Turşu Yapımında Nelere Dikkat Etmeliyiz?

8 Ekim 2007 Pazartesi

Konserve gıdaların en önemli risk faktörü olan ve gıda zehirlenmelerine yol açan, clostridium botulinumun özellikle evde yapılan konserve ve turşularda uygun sürede ısıl işlemin uygulanamamasından kaynaklanıyor. Bu konuya gereken hassasiyetin gösterilmesi için Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü nelere dikkat etmemiz konusunda bir açıklama yaptı.

Nelere dikket edilmeli?

  • Asitliği düşük fasulye, bezelye gibi besinlerin konservesi hazırlanırken mutlaka basınçlı tencere kullanılmalıdır.
  • Konserve yapımında ısıya dayanıklı cam kaplar kullanılmalıdır. Turşu yapımında plastik kap kullanılacaksa Tarım ve Köyişleri Bakanlığından izinli olan plastik malzemeden yapılmış kaplar tercih edilmeli, üzerinde mutlaka besin saklamaya elverişli olduğunu gösteren işaretin bulunmasına dikkat edilmeli ve turşu yapımında bu kaplar tekrar tekrar değil bir kez kullanılmalıdır.
  • Kullanılmadan önce mutlaka cam kavanozlar ve kapakları 15-20 dakika kaynatılarak sterilize edilmelidir. Ayrıca, kavanoz kapaklarının paslıolmamasına özen gösterilmeli, kapaklar her konserve yapımında yenilenmelidir.
  • Fasulye, bezelye gibi asitliği düşük olan besinlerin konserveleri hazırlanırken asitliği artırmak amacıyla limon suyu, limon tuzu veyasirke kullanılmalıdır.
  • Güvenli konserve yapımında uygulanacak ısıl işlemin derecesi ve uygulama süresi önemlidir. Isıtma süresi besinin asit miktarına bağlıdır.
  • Meyveler ve domates gibi asidi yüksek besinler ortalama 20 dakika kaynatılmalıdır.
  • Sebzeler, et ve süt gibi asidi düşük besinlerin kaynama sıcaklığında sterilize edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle 116 derecede basınçaltında 20-25 dakika tutulmalıdır.
  • Evde yapılan konserve besinler tüketilmeden önce mutlaka kontrol edilmelidir. Kavanoz kapağının şişmemesi, kenar kısımlardan sızıntı yapmaması, kapak açılırken fışkırma yapmaması ve kendine has koku ve renkte olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca tüketmeden önce 10 dakika kadar kaynatma yapılması önemlidir.
  • Hazır konserve satın alırken etiketinde üretim ve son kullanma tarihine, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan üretim izni olmasına, kutuda kabarıklık, bombelik olmamasına, küflenmiş, paslanmış, ezik olmamasına dikkat edilmelidir,
  • Turşu yapımında ve sonrasında salamuranın yüzeyinde zar oluşmaması içinhava ile temasını en az düzeyde tutan temiz kaplar kullanılmalı ve yiyecekler hazırlanırken çok iyi yıkanmalıdır.
  • Turşu, oluşumu beklenirken, güneş görmeyen serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Ayrıca salamuranın seviyesi sebzeleri örtecek miktardaolmalı ve tüketilene kadar bu şekilde saklanmalıdır.
  • Hipertansif kişiler, kronik böbrek yetmezliği olanlar ve kalp damar hastalarının tuz içeriği yüksek turşu ve diğer salamura besinleri tüketmekten kaçınmaları sağlık açısından önemlidir.

Kendinize "Kıyma"yın

18 Eylül 2007 Salı

Türk Sağlık-Sen’in Tarım Bakanlığı verilerine dayanarak gıda denetimiyle ilgili yaptığı araştırmaya göre, Türkiye genelinde gıda üretimi ve satışında en sağlıksız ilin İstanbul olduğu söylendi.
Dün de televizyonda özellikle İstanbul Üsküdar'da yapılan kıyma analizlerinde kolibasili bulunduğuna dair bir haber vardı. Üstelik pek çok örnekte etten çok bağırsak bulunduğu söyleniyordu.

Bunları duyunca özellikle kıyma konusunda etrafımdaki herkesi uyarmaya çalıştığım gibi tekrar açıklama yapma ihtiyacı duydum. Çünkü kıymada kolibasili bulunması, insan dışkısı bulaşısı olduğunun bir göstergesi.

Bu gıda terörünü işleyenlere her ne kadar cezalar kesilse de insanların kendi vicdanları titremedikçe bu olayların önünün alınması imkansız gibi. Bu nedenle biz tüketicilerin bilmesi gereken en önemli konulardan birisi de çekilmiş hazır kıyma almamaktır. Zaten bu şekilde kıyma satılması da yasak. Kıymayı sizin gözünüzün önünde taze çekmek zorundalar. Böyle hizmet vermeyen ve ucuza satış yapan yerlerden kesinlikle kıyma almayınız.